Plastik kirliliğine yönelik etkin ve gerçekçi çözüm, bağlayıcılığı olan bir plastik anlaşmasından geçmektedir.
Akdeniz’de plastik kirliliği krizine en yoğun şekilde maruz kalan kıyılara sahip ülkelerden biri olan Türkiye’de, günlük yaklaşık 144 ton plastik atık doğaya karışmaktadır. Bu sorun yalnızca tüketimle sınırlı değildir; Türkiye aynı zamanda dünyanın en büyük plastik üreticileri ve plastik atık ithalatçıları arasında yer almakta, bu durum da çevresel tahribatı derinleştirmektedir. Petrokimya yatırımlarındaki hızlı artış, düzenleyici denetimlerin yetersizliği ve kayıt dışı atık sektörünün yaygınlığı bu krizi daha da vahim hale getirmektedir.
Plastik üretimi, tüketimi ve kirliliği konusunda böylesine stratejik bir konumda bulunan Türkiye’nin, Birleşmiş Milletler Küresel Plastik Anlaşması müzakerelerindeki tutumu ise ne yazık ki tutarsız ve etkisizdir. 25 Kasım – 1 Aralık 2024 tarihleri arasında Kore Cumhuriyeti’nin Busan kentinde gerçekleşen Hükümetler arası Müzakere Komitesi’nin 5. ve son oturumunda (INC-5) pasif kalan Türkiye, önceki oturumlarda zaman zaman plastik üreticisi ülkelerin plastik üretiminin sınırlandırılmasına destek vermezken, zaman zaman da bu ülkelerin oluşturduğu “benzer düşünenler grubu” ile aynı safta yer alarak, üretim kısıtlamalarına karşı çıkan pozisyonlar benimsemiştir. Bu değişken tutum, plastik kirliliği ile ilgili karar alma süreçlerinde şeffaflık ve hesap verebilirlik konusundaki eksikliğin bir göstergesi olup, Türkiye’nin küresel çevre yönetişiminde de inandırıcılığını zedelemektedir.
Bu noktada bilimsel bilgiye dayanan ve katılımcılık temelli yaklaşımlar hayati önem taşımaktadır. Plastiksiz Türkiye Platformu’nun önceki çağrılarında da bahsedildiği üzere, Türkiye’nin delegasyonu, müzakere komitesi oturumlarına, düşük profilli katılım sağlamak ve değişken tutumlar sergilemek yerine, bilim temelli, doğanın ve insan sağlığının korunmasından yana olan sesi güçlendirmesi gerekmektedir. Bu nedenle:
- Türkiye’nin anlaşma sürecinde plastik üretiminin azaltımını içeren yüksek hırslı hükümleri desteklemesi,
- Plastik atık ithalatına sınırlama getirmesi ve küresel atık ticareti adaletsizliğine karşı durması,
- Petrokimya sübvansiyonlarını kaldırması ve plastik kirliliğinin tüm çevresel ve toplumsal maliyetlerini fiyatlandırma politikalarına dahil etmesi,
- Müzakerelerde bilimsel veriye dayalı, şeffaf ve demokratik bir temsil sağlaması çağrısında bulunuyoruz.
5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle, Türkiye’yi benimsediği pasif tutumu bırakıp, çevresel adaletin ve nesiller arası sorumluluğun gereklerini yerine getirmeye çağırıyoruz. Küresel plastik krizinin çözümü, yalnızca sonuçlarla boğuşan günübirlik yaklaşımlarda değil, daha çok kaynağa odaklanmakla, yani üretimin sınırlandırılması ile mümkündür. Türkiye’nin bu gerçeklik doğrultusunda bir an önce harekete geçmesi gerekmektedir.
#PlastikKirliliğiniYenin
#PlastikÇöpİthalatınaHayır
#TekKullanımlıkPlastiklerYasaklansın
#DünyaÇevreGünü
Kamuoyuna Saygıyla Duyurulur
Plastiksiz Türkiye Platformu