Mikroplastik Araştırma Grubu
Bir Sayfa Seçin

Plastik çöp ticareti, 2017 yılına kadar, ayrıştırma ve çöp toplama konusunda uzmanlaşmış ve sofistike sistemler geliştirmiş Batılı devletlerden Çin’e doğru gerçekleşmekteydi. Ana motivasyonu, Batı tarafından bir mucize olarak gösterilen geri dönüşüm olan bu ticaretin gönderici kısmında geri dönüşüm sisteminin bahsedildiği kadar gelişkin olmadığı anlaşılmaktadır. ABD, İngiltere, Almanya, Kanada, Hollanda, Belçika vb. ülkeler, kendi vatandaşlarının ürettiği çöpü ayrıştırmakta kazandıkları uzmanlığı geri dönüştürmenin mucizeviliğiyle taçlandırmak yerine çevre yasalarının daha gevşek olduğu az gelişmiş ülkelere doğru göndermeyi tercih etmektedir. 1980’lere kadar, neredeyse tüm bu “gelişmiş” ülkelerde varolan çöp depolama alanları bu ticaret ile birlikte birer birer ortadan kalkmış ve bir nevi artık sınır ötesi çöp depolama kolonilerine taşınmıştır. Yani bir yanda, çöp depolama alanı sorunundan kurtulan ve temiz çevresi ve ayrıştırmada dünya şampiyonu olan Batılı devletler yani “temiz Batı” varken, diğer yanda da ucuz plastik eşya üretiminde patlama yapan kalitesiz ürün cenneti Çin var. Uzun süre boyunca, milyonlarca tonluk plastik çöp, gemiler yoluyla, okyanus aşırı ticaretin konusu olarak Çin’e aktı. Aynı zamanda, aynı çöplerin bir kısmından üretilen ve üzerine yeni ham maddenin de eklenmesiyle şekillendirilen “yeni” plastik eşyalar da gerisin geriye dünyanın diğer ülkelerine doğru Çin’den yola çıkıyordu.
Bu süreç, 2013 yılına kadar ekseriyetle Çin ve birkaç büyük devlet (ABD, İngiltere, Almanya ve Kanada) tarafından domine ediliyordu. Daha sonra, birçok başka ülke de bu ticaretin öznesi olmaya başladı. Ortaya devasa bir ekonomik toplamın çıktığı bu milyar dolarlık ticaretin ana kırılma noktası ise 2013 yılında Çin tarafından gerçekleştirilen kısıtlama ile oldu. Çünkü 2013 yılında Çin, “Green Fence” olarak adlandırılan bir düzenleme ile artan ve yönetimi neredeyse imkânsız hâle gelen plastik atıkların kalitesini arttırmayı ve plastik atık miktarını da azaltmayı hedefledi. Ancak bu durum, çöp ticaretinin doğasındaki kirlilikten kaynaklı mıdır bilinmez, ama yasa dışı çöp ticareti olgusunun da ortaya çıkmasına neden oldu. Yani Çin aslında yasal düzenlemeyle, kontrol altında tuttuğu bir ticaretin önemli bir bölümünün yasa dışı hâle gelmesine de istemeden neden oldu. Konulan kısıtlamalar yalan beyan ve doğru olmayan etiketlemeyle Çin’e akmaya başlamıştı. Denetlemesi imkansız olan bu sistemin sonucunda işte bu hengameden tam dört yıl sonra 2017 yılında Çin endüstriyel olmayan tüm plastik çöp ithalatını yasaklama kararı aldı. Çin böylelikle yönetimi imkânsız olan bu kirli ticaretin ekseninin de kaymasına neden oldu (Ana rota yine çok gelişmişten az gelişmişe doğru). Tüm bu ticaretin olduğu süre zarfında, Çin ve Hong Kong, toplam plastik çöpün %72.4’ünü ithal etmişti. Bu durumun bir sonucu olarak 1.3 – 3.5 milyon ton plastik çöp yıllık olarak Çin kıyılarından okyanusa dökülmüştü.
Çin yasağının ardından plastik atık hareketliliğinin ana varış noktalarından biri de Türkiye oluverdi. 2013 yılından sonra yavaş yavaş plastik çöp almanın nimetlerinin farkına varan kimi firmalar, sessizce yeni bir ekonomi inşa ediyordu. 2017 yılındaki Çin yasağından önce (Aralık 2016), Türkiye ekserisi ABD, İngiltere, Almanya, İtalya, Belçika ve Hollanda’dan gelen toplam 3.616 ton plastik çöp ithal etmişti. 2017 Aralık ayında bu miktar 19.322 ton olarak gerçekleşmiş, Aralık 2018’de ise 24.831 tona yükselmişti. 2018 yılının sonuna gelindiğinde, toplam 418.000 ton plastik çöp Türkiye tarafından ithal edilmişti. Bu miktar daha sonra bir anda mantar gibi türeyen ithalatçı firmaların da yatırım yaparak iç piyasadan plastik almayı bırakarak bu sisteme dâhil olmuş ve 2019 yılında 582.296 tona, 2020 yılında ise yaklaşık 700 000 tona yükselmiştir. Bu esnada Türkiye’nin kendi plastik çöpündeki plastiği geri dönüşüme katma oranı ise adeta yerinde saymıştır.
Bu ithalat çarkında özellikle bertarafı ya da yeniden kazanımı oldukça maliyetli olan çöpler Türkiye başta olmak üzere birçok ülkeye gönderilmektedir. Bu konuda herhangi bir uluslararası sözleşmenin de 2021 yılı başına kadar olmaması bu alandaki kontrolsüzlüğü arttırmıştır. Ancak 1 Ocak 2021’de uygulamaya sokulan Basel Konvansiyonu’nun yeni plastik kısıtlamaları plastik çöp ticaretinin kısıtlanacağına dair bir umut yaratmıştır. Benzer şekilde AB’nin OECD dışı ülkelere çöp göndermeme kararı da plastik çöp ticaretinin seyrini önemli düzeyde değiştirecek emarelerin gelmekte olduğunu göstermiştir. İşte bu gelişmeler uygulamaya gelmeden hemen önce yani 2020’nin sonlarında plastik çöp ticaretinde ciddi bir patlama da meydana gelmişti. Kısıtlamaya takılmak istemeyenler anlaşılan ellerini çabuk tutmak istemişlerdi. Türkiye 1 Ocak 2021 yılında yürürlüğe konulan Basel Konvansiyonu Plastik Düzenlemesine adapte olmamış olsa da kendi ulusal mevzuatında yeni yasaklar koyarak plastik çöp ithalatına önemli sınırlamalar getirdi. Önce %50 kota ve karışık plastik çöp ithalatı yasaklanmış, ancak daha sonra illegal faaliyetlerin rapor edilmesi hızını kaybetmeyince, bu sefer de bu yasadışı faaliyetlerin en büyük kılıfı olan çöp türlerinden birinin yani 3915.10 kodlu Etilen Polimer tipindeki plastik çöplerin ithalatı yasaklandı. Bu yasakla beraber ülkenin toprağını, havasını ve suyunu önemseyen insanlar sevinirken, kolay yoldan kazandıkları paralarının musluğu kesilenler ortalığı velveleye verme çabasına girişti. Bu esnada ortaya bir sürü yalan yanlış bilgiler pompalanarak insanların doğru bilgiye ulaşmaları konusunda zorluk çekmeleri ve oluşan kamuoyu desteğinin zayıflatılması amaçlandı. O halde bu yanlış iddiaların doğrusunu ortaya koymak gerekmektedir.

İDDİA 1- TÜRKİYE ZATEN ÇÖP İTHAL ETMİYOR TÜMÜYLE HAMMADDE İTHAL EDİYOR VE 3-5 KENDİNİ BİLMEZ YÜZÜNDEN TÜM SEKTÖR ZARAR GÖRECEK
Öncelikle bu konuyu tartışırken çöp ve atık ne demektir diye ilkokul seviyesinde bir anlam bilgisi vermek gerekmektedir. Türk Dil Kurumu atık için “Hastane, ev, fabrika vb. yerlerde kullanılmış, artık işlenemez veya çevre için zarar oluşturan her türlü madde” tanımını vermektedir. Çöp için ise “Yararsız, pis veya zararlı olduğu için atılan ufak tefek şeylerin hepsi, gübür” tanımını vermektedir. Yani atık da olsa çöp de olsa zararlı olan ve işe yaramaz olan bir şeylerden bahsedildiği gayet açık! Yani gelen şeyin atık mı çöp mü tartışmasının yapılması konunun bağlamından koparılması ile eşdeğer. Ayrıca burada yapılmaya çalışılan bir başka şey daha var o da çöpün toplumsal bellekteki anlamının yarattığı negatif algıdan uzaklaşmak. Çünkü atık denilince akla çok da kötü bir anlam gelmiyor. Ancak çöp öyle değil. İşte bu nokta üzerinden Türkiye’nin çöp değil atık ithal ettiği sıkça tekrarlanıyor. Burada biçimsel bir farklılığa değil algıya yönelik bir çaba söz konusu.
Türkiye çöp ithal etmiyordu söylemi bu iddiayı ortaya atanların kendi kurmaya çalıştıkları bir kavramsal illüzyona göre oluşturulan tanımlara dayanmaktadır. Örneğin şu haberdeki veriler bize Türkiye’deki şirketlerin bir kısmının çöp ithal ettiğinin en önemli göstergesidir. İlgili haber ve bağlantılı soruşturmalardan öğrendiğimiz kadarıyla da yaklaşık 10000 ton çöp hali hazırda gümrüklerde alıcı firma ortadan kaybolduğu için alıkonulmuş durumda geri gönderilmeyi bekliyor. Bakın firma ortadan kaybolmasa bu firma da parmakla gösterilen ve 3-5 çürük elma olmayan olarak lanse edilen bir firma olacaktı ve bu çöpler ülkeye girecek ve yasadışı yollarla bertaraf edilecekti! Nitekim konuyla bağlantılı bazı geri dönüşüm firmalarının bu yıl içerisinde yandığına dair çeşitli iddialar söz konusu. İddia diyoruz çünkü bunların soruşturulmasına dair emare henüz belirmiş değil. Ülkeye çöp geldiğine dair diğer göstergeler ise şu haberlerde mevcut:
Haber-1
Haber-2
Haber-3
Haber-4
Kaldı ki bu haberler olayın sadece bir kısmını ortaya koyuyor. Bunun yanında Mikroplastik Araştırma Grubu’nun ortaya koyduğu şu haritada belirtilen noktalarda binlerce ton yabancı plastik çöp 4 yıl boyunca yakıldı ve gömüldü. Bu noktaların bazılarında hâlen plastik çöpler gömülüdür. Kazıp çıkarılabilir. Bunun yanında olayın sadece üç beş işini kötü yapan ya da illegal faaliyet gösterenlerle alakalı olmadığını bilmekte fayda var. Çünkü çöp ithalatı özel lisansa sahip firmalarca gerçekleştiriliyor ve bunların hepsi kâğıt üstünde her şartı yerine getiren yasal, lisanslı firmalar.

İDDİA 2- PARA VEREREK ALDIĞIMIZ BİR ŞEYİ NEDEN YAKALIM! BU İŞTE BİR MANTIK HATASI VAR!
İddialar içerisindeki en tutarsız olan da bu. Çünkü bu sektörde olan herkesin bildiği ama belgelenmesi zor olan bir şey var ki o da çöpü alanın değil de gönderinin para ödediğidir! Çünkü veren için bu çöpün kendi topraklarında bertarafı oldukça pahalı (gelen çöplerin gümrükteki örnekleri). Daha ucuzunu teklif eden birilerine bu çöpleri vermek çok kolay! Üstüne üstlük bu çöpleri getiren firmalara tanınan bazı imtiyazlar da var. KDV muafiyeti, ihracat desteği ve bazı destekleme hibe ve kredileri söz konusu. Benzer bir durum gönderici için de geçerli. Dolayısıyla hal böyle olunca getirilen şeylerin işlenip satılmasına bile gerek yok. Olduğu gibi alıp getirip, denetimleri de bir şekilde aşabildiniz mi daha hiç bir şey yapmadan kar etmeye başlıyorsunuz. Sonuç olarak ortada bir mantık hatası değil kendi ülkesinin çöpünü almak yerine, daha karlı olduğu için yabancı çöpleri alma mantıksızlığı ve bunları da sağa sola dökme ya da geri dönüşüm fabrikalarında yakma kötülüğü söz konusu. Bunun yanında bir de 4-4-2 diye neredeyse tüm sektörün bildiği bir çöp isimlendirmesi var ki tam bir garabet. Çünkü bu 4-4-2 denilen şeyin 2’lik kısmı tam olarak çöp ve diğer kısımları da çöpten hallice. Yani ortada tam anlamıyla çöp söz konusu! Bu esnada geri dönüştürülebilir olanlar da yok değil. Zaten her nasıl oluyorsa daha ben çöp getiriyorum diyeni duyulmadı. Bakıldığında sektör adına her konuşan ülkeye tonlarca döviz getirdiklerini söylüyor. Peki bu dövizden asgari ücretli çalışanlar ya da kayıt dışı çalışan Suriyeli işçiler faydalanabiliyor mu? Çünkü geri dönüşüm sektöründe kayıt dışı sığınmacı işçi çalıştırıldığına dair güçlü kanıtlar mevcut.

İDDİA 3- PLASTİK ÇÖP İTHALATININ YASAKLANMASI AMBALAJ VE DİĞER PLASTİKLERİN FİYATLARINI ARTTIRACAKTIR.
Bu da mantık ve matematik ile izahı olmayan bir iddia. Çünkü 2020 yılında Türkiye’nin toplam plastik hammadde ithalatı PAGEV isimli plastik sanayinin lobi faaliyetlerini yürüten grubunun yayınladığı rapora göre 7.952 milyon ton. Bunun içerisinde “3915 Plastikten döküntü, kalıntı ve hurdalar” koduyla ithal edilenler (ki atık değil hurda olarak tanımlanmış) 757 bin ton civarında ve maddi karşılığı da 140 milyon dolar. Peki, toplam hammadde ithalatının ekonomik boyutu nedir? O da 8.9 milyar dolar. Yani toplam ithal edilen hammaddenin maliyet açısından %2’si. Peki, toplam ihraç edilen ham maddenin maddi miktarı nedir? O da toplam 1.4 milyar dolar. Peki, bunun ne kadarı son yasak kapsamına giren etilen polimerlere ait? O da 74 milyon dolar. Şaka değil gerçek. Yani %5 civarı. Bir de plastik endüstrisinin toplam pazar hacmine bakalım. Yine aynı lobi grubunun raporuna göre toplam pazar hacmi 34 milyar dolar. Bunun içerisinde bu yabancı çöplerden üretilen hammadde ile yapılan plastik miktarı o kadar az ki kopan gürültünün ekonomiye olan katkıyla değil bireysel ve ithal çöpe bağlı servetin kaybedileceğiyle ilgili olduğu açık. Kaldı ki daha önce geri dönüşümcülerin yaptığı “İthal atıktan ürettiğimiz ham maddenin hepsini yurt dışına ihraç ediyoruz” söylemi ile açık bir şekilde çelişen iç piyasadaki plastik mamul fiyatlarının artacağını iddiası var ki o da evlere şenlik. Ortada net bir fırsatçılığın olduğunu söylersek yanlış yapmış olmayız. Çünkü toplam plastik endüstrisi pastasında çok küçük bir yer kaplayan çöp endüstrisinin genel plastik fiyatlarına olumsuz yansımasının olması beklenemez. Fiyat artışı olacaksa o da genel olarak plastik ham madde fiyatlarında meydana gelecek artışla ilgili olabilir. Yani anlatıldığı gibi çöp ithal etmek zorunda değiliz. Çünkü o çöplerin ekonomiye katkısı devede kulak.

İDDİA 4- İÇ PİYASADAKİ PLASTİKLER SEKTÖRÜ BESLEMEYE YETMİYOR
Türkiye yıllık yaklaşık 3-5 milyon ton arası plastik çöp üretiyor (Bu miktarın kesin değerleri bilinmemektedir çünkü bu konuda yapılmış çalışma sayısı oldukça sınırlıdır). Eğer ki bu miktarda çöp 1.2 milyon tonluk (900 bini ithal 300 bini iç piyasa) bir çapı olan sektöre yetmiyorsa ortada bir manipülasyon olduğu açıktır. Asıl yapılması gereken bu çöpün yerine yurt dışından çöp getirmek değil bunun daha iyi ayrıştırıldığı ve toplandığı bir sistemi desteklemektir. Düşünün sadece 9 milyar adet PET şişenin satıldığı bir ülkeden bahsediyoruz ve bu çöpün de çok az bir kısmı toplanıyor. Belediye başkanları ayrıştırıp topladıkları çöpleri alacak firma bulamadığını, yerli çöpü işleyen geri dönüşümcüler, geri dönüşüm işinin çok da karlı bir iş olmadığını söylerken ithal çöp bağımlılarının bu söylemi, işin içerisinde başka işlerin olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim Türkiye’nin dört bir yanından gelen yasadışı yabancı çöp dökümü görüntüleri ve her yıl meydana gelen 60’a yakın geri dönüşüm tesisi yangını da bu kirli işin ne olduğu konusunda ipucu da veriyor.

İDDİA 5- ÇÖP İTHALATININ YASAKLANMASINI İSTEYENLER YABANCI PETROL KARTELLERİNİN GÜDÜMÜNDE
Bu iddiayı nitelendirenlerin ana argümanı, petrokimya kartellerinin Türkiye’nin plastik ve geri dönüşüm sektörünün büyümesini engellemek amacıyla bazı grup ve kişileri kullanarak sektöre darbe vurmaya çalışıyor olduğu yönündedir. Normal şartlarda asgari mantık silsilesinden yoksun bu iddianın ciddiye alınması bile anlamsız. Ancak biz yine de bunun neden kendisi ile çelişen bir iddia olduğunu veriler ile anlatalım. Aşağıdaki grafikte İngiltere’nin bu yıl şubat ayında plastik çöplerini gönderdiği ülkelerin listesi ve oranları var.

Görüldüğü gibi en önemli ithalatçı Türkiye! Peki, Türkiye henüz pazarda bu kadar önde değilken İngiltere çöpünü nereye gönderiyordu? O da aşağıdaki grafikte saklı.

Yani öyle sanıldığı gibi bu çok değerli olan çöplerin Türkiye’ye gitmesini ‘kıskanan’ batılı güçler Çin yasaklayınca çöpleri kendileri almamışlar. Yine denetimin zayıf, çevreyi umursamayan endüstrinin hâkim olduğu Türkiye gibi ülkelere göndermişler. Yani ortada bir kıskançlık durumu yok. Çöpünden kurtulmak isteyen bir batı ve bu çöpten gelen para ile zenginleşen bir ithalatçı endüstri var. Yoksa endüstrinin iddia ettiği gibi bu çöpün kıymetini bilen Avrupa ülkeleri, Çin yasağından sonra çöpü en fazla ithal eden ülke konumunda olurlardı. Oysaki veriler tam tersini söylüyor. Çin yasaklayınca ortaya yeni Çinler çıktı.
Ayrıca petrol ürünü satıp başkasını da petrol kartellerinin hizmetinde olarak nitelemek kirli bir propagandadan başka neyin göstergesi olabilir ki? Kaldı ki plastiği hayatımızın her alanımıza zorla sokarak bu petrokimya kartellerinden 7.9 milyon ton ham madde alan (toplam hammadde ithalatının %91’i) bu sektör eğer geriye kalan %9 kadarlık bir çöp malzemesi için sektörü baltalamaya çalışan bir kartel ve kartel güdümlü kişi ve kuruluş arıyorsa aynaya bakmayı denemelidir.
Ayrıca şu videodaki yangın 2019 yılından 5 ay boyunca sürmüş bir yangın. Bu videoyu paylaşan kişi de o bölgede yaşayan birisi. Kendi hesabından şikayette bulunduğu bir paylaşım gerçekleştirmiş. Buna rağmen olayın sanki BBC vb’nin uydurduğu bir olaymış gibi dillendirmek açıkça manipülasyon ve suçu örtme çabasıdır.

İDDİA 6- YASAKLAMALAR BAŞARILI OLSAYDI KUZEY KORE EN BAŞARILI ÜLKE OLURDU
Çöp ithalatını yasaklayan bir ülke olarak Çin’in değil de Kuzey Kore’nin ortaya atılması konuyu sulandırmak ve bulandırmak ile ilişkilidir. Çin çöp ithalatını yasaklamıştır ve bunda da oldukça başarılı olmuştur. Üstelik bakanlığın yerli atığın teşvikine dair yaptığı düzenleme ve kısıtlamaların Kuzey Kore gibi diktatörlük ile yönetilen düzenleyici değil yasakçı bir yapıyla karşılaştırması da yakışık değildir. Çin’in yasak sonra kaynağında ayrıştırma, depozito iade sistemi ve atık azaltım stratesijisinin oldukça başarılı olduğu oldukça açıktır. Aşağıdaki linklerden Çin’in yasak sonrası politikaları açıkça görülebilir.

Link-1
Link-2
Link-3 (Çince ama Google translate İngilizceye başarıyla çeviriyor)
Link-4 Çin devletinin yasak sonrası için kurduğu eylem planı (Google translate İngilizceye başarıyla çeviriyor)

Sonuç olarak, depozito iade sistemine, parayla poşet uygulamasına, tek kullanımlıkların sınırlandırılmasına ve çevre için yapılması planlanan her türlü girişime karşı çıkan bir sektörün niyetinin ne olduğu açık ve net bir şekilde bellidir. O nedenle bakanlığın para ve kar odaklı faaliyetleri ile ülkeyi batının çöplüğüne dönüştürenlerin manipülasyonlarına ve kar hırslarına değil de sahada gözüyle gördüğüne dayanarak hareket etmesi oldukça yerindedir. Denetlemesi neredeyse imkansız olan bu çöp istilasını kısıtlamaktan başka çare kalmamıştır.
Ayrıca bu son yapılan düzenlemenin bir yasaklama değil kısıtlama/düzenleme ve bakanlığın uzun süredir uygulamaya sokmaya çalıştığı bir programın parçasıdır. Bakanlık %80-%50- … şeklinde geliştirdiği ithalat sınırlandırma hamlelerinin de bir devamı niteliğinde. O yüzden sektörün bunu yasakçı bir bakış olarak görmesi yanlıştır. Bakanlık aslında bir şeyi yasaklamıyor, aksine ithalata bağımlı hale gelmiş ve kontrolsüz büyümüş olan bir sektörü iç piyasaya yönelmeye teşvik ediyor. Ayrıca ithal edilen şey hammadde de bizim içeride ürettiğimiz çöp mü? Aralarındaki tek fark kaynağında ayrıştırma farkı. Biz de kaynağında ayrıştırma için seferberlik başlatırsak bizim ürettiğimiz çöp de sektörün hammaddesi olabilir. Dolayısıyla burada bir yasak olduğundan bahsedemeyiz, bundan bahsedenler samimi değil. Kaldı ki sektörün bakanlığın yapmış olduğu değerlendirmeleri ve önümüzdeki süreçte kısıtlamalar adına yapacağı uyarıları doğru okumayıp, sanki bu kısıtlamalar hiç gelmeyecekmiş gibi hoyratça hareket etmiş olması da sektörün öngörü yoksunluğu ve aşırı kar hırsından kaynaklı olarak yaşadıkları körlükle ilgilidir. Bu sebeple bunu okuyamayıp yatırımlarını ithal çöplere odaklaması, sektörün ne derece basit bir planlama hatası yaptığının da göstergesidir. Sektörün kendi planlama eksikliğinden kaynaklı problemlerini bakanlığın attığı adımları suçlayarak örtmeye çalışması inandırıcılıktan uzaktır. hatırlanırsa ithal çöplerin sağa sola gelişi güzel terk edilmesi üzerine Hürriyet gazetesine açıklama yapan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, 2020’nin Aralık ayında ithalatı sıfırlayacaklarını ve tamamen yerli atık politikasına geçmek istediklerini ilan etmişti. Bu durumda kör gözün bile göreceği bir gerçeğe kafasını çevirenlerin buna rağmen devasa yatırımlar yapması plansızlık ve öngörüsüzlükten başka bir şeyle açıklanamaz.

Atık İthalatı sonrası için en önemli çözüm: Depozito İade Sistemi
Türkiye’nin 2019 yılındaki ambalaj tüketim miktarları incelendiğinde oldukça önemli bir plastik içecek ambalajı çöpü üretimi yaptığı açıktır. Bu ambalajların plastik olanlarının toplanması geri dönüşüm endüstrisinin ciddi bir ihtiyacını karşılama potansiyeline sahiptir.

İşte Türkiye’nin 2021 yılında uygulamaya koymayı planladığı ancak uygulanması 2022 yılına ertelenen depozito iade sistemi de tam olarak bu anlama sahiptir. Tüm büyük plastik ambalaj kullanıcıları bu sisteme entegre edilirse işte ancak o zaman kararlı ve çevreci bir yaklaşım ortaya konulmuş olur. Depozito iade sisteminin en önemli avantajı ülkelerin kendi kıyılarına karışan özellikle cam, alüminyum ve plastik şişelerden kaynaklı çöp sızıntısının önüne geçme potansiyeline sahip olmasıdır. Eğer ki bir ülke depozito iade sisteminin özellikle içecek ambalajlarının tekrar kullanıma uygun olarak tasarlanmasıyla birlikte düzenlerse o zaman ülkede plastik şişe kirliliği görüntüsü oluşmayacaktır.

Kaynağında ayrıştırma ve gıda dışı atıklar ile gıda atıklarının ayrı toplanması
Türkiye’nin en önemli problemi kaynağında ayrı toplanmayan plastik çöplerin geri dönüşüm sistemine dâhil edilememesidir. Çünkü çöp içerisinde gıda ile kontamine olan bir gıda dışı atığın tekrar kullanım ya da kazanımı için harcanacak para elde edilecek üründen kazanılacak parayı karşılamaktan ya uzaktır ya da daha düşük karlıdır. Bu da ithal çöplerden uçuk karlar kazanan sektöre cazip gelmemektedir. Ancak 2018 öncesi bu işi yapanlara iç piyasadaki çöpler cazip geliyordu çünkü ithalat yoktu.
TÜİK’e göre 2018 yılında Türkiye’nin 35 milyon tona yakın belediye çöpü ürettiği ve bunun da %10-20 arasındaki miktarının plastik olduğu tahmin ediliyor. Bunun da önemli bir kısmının en son yapılan yasak kapsamındaki plastik sınıfında olması önemli bir kaynağın çöp depolama alanlarına gönderildiğini ortaya koymaktadır. Burada yapılabilecek en önemli iyileştirme belediyelerin kaynağında ayrı çöp toplama sistemlerine yönelmesi ve bu bağlamda bir girişimde bulunması gerekmektedir.

0Shares
0 0